Yazı Detayı
02 Ocak 2018 - Salı 12:38
 
YENİ YILA GİRERKEN
Prof. Dr. Kamuran Elbeyoğlu
kamuran.elbeyoglu@toros.edu.tr
 
 

            2017’yi geride bıraktığımız ve taptaze umutlarla yeni bir yıla girdiğimiz şu günlerde bütün sosyal medya “mutlu yıllar” mesajlarıyla dolu. Hepimiz geçen yıl bir türlü doyasıya yaşayamadığımız veya bulamadığımız mutluluğu bu yıl bulmanın hayalini kuruyoruz. İyi de koca bir yıl bulamadığımız mutluluğu bu yıl bulmanın garantisi nedir? Daha da önemlisi mutluluk nerededir, nasıl bulunur?

            Mutluluğun kesin bir tanımını yapamadığımız ve hatta onu mutluluk arayışıyla bir tuttuğumuz halde yine de mutluluk insanın en büyük özlemidir. “Ayçiçeği nasıl güneşe bakarsa, insan da mutluluğa dönüktür” diyor Nermi Uygur. George Santayana da “mutluluk hayatın tek kanunudur; mutluluğa ulaşılamadığında varoluş dengesiz ve acıklı bir deneyim olarak kalır” derken mutluluğun insana bahşedilmiş en ayrıcalıklı olanak olduğunun altını çizmektedir. Hayvanlar doğuştan programlanmış doğalarıyla ve tamamen içgüdüsel bir şekilde yaşarken, insan doğal güdünün çizdiği programdan kendini sıyırma yetisiyle, yani özgürlükle, kendini seçimleriyle var etme olanağına sahiptir. Mutluluk da doğuştan getirilmiş bir donanım değil, insanın edimlerinin sonucunda başardığı bir olanaktır ve tam da bu anlamda insanın kendini var etme sorunuyla temelden ilintilidir.

            Günümüzde hep bir arayış olarak karşımıza çıkan “mutlu muyum?” sorusu gerçekte birisi eski diğeri ise yeni iki soruyu bünyesinde barındırır. Bunlardan ilki Antik Çağlardan beri düşünürleri üzerinde düşünmeye sevk eden “nasıl yaşamalıyım?” sorusudur; diğeri ise modern insana özgü “gerçekte ne istiyorum?” sorusudur. Ahlak felsefesinin temel sorusu olan ilk soru diğer insanlarla olan etkileşimimizi yönlendirirken başvurabileceğimiz ahlaki ölçütler üzerinde dururken, ikinci soru “gerçek benliğimize” yönelik içsel bir arayışa odaklanır.  

            Antik Çağda Platon’dan Aydınlanmaya dek mutluluk kavramı  “nasıl yaşamalıyım” sorusu ile birlikte örülmüş ve ahlaki anlamda iyinin takipçisi olmakla ilişkilendirilmiştir. Örneğin ünlü Stoacı bilge Cicero’ya göre ahlaki hayatın amacı mutluluğu elde etmektir. Mutluluk, ise doğamıza uygun yaşamakla elde edilir. İnsan düşünmek ve bilmek için değil, her şeyden önce eylemek için bu dünyadadır. Mutluluk duygu, düşünce ve eylemlerimiz arasındaki uyumun doğamıza uygunluğunda ortaya çıkar. Antik Çağlarda erdemli bir hayata sıkı sıkıya bağlı olan mutluluk anlayışı modern toplumda bireyin kendi kaderini tayin edebilmesi ve özerk bir birey olarak hedeflerini gerçekleştirebilmesi ve başarılı olmasıyla bağlantılı olarak ele alınmaya başlamıştır. Ancak psikolog Erving Goffman’ın Günlük Yaşamda Benlik Sunumu adlı kitabında ortaya koyduğu gibi, başkalarıyla olan etkileşimimiz ve sosyal rollerimiz bir yandan da benlik duygumuzu oluşturmakta çok önemli bir rol üstlenmektedir; öyle ki kendimize olan saygımızı bilinçli ya da bilinçsizce, diğer insanların bize dair izlenimlerini en küçük ayrıntısına kadar kendi benliğimizce denetleyerek kazanırız. Goffman, sosyal ortamdaki performansımızın altında otantik, bölünmez bir benlik duygumuzun yer almadığını, tersine onun bu tür bir performansın meyvesi, “icra edilmiş bir karakter… dramatik bir etki” olduğunu söyler.

            Dolayısıyla biz modern insanlar için mutluluk, “nasıl yaşamalıyım?” sorusunun başkaları tarafından onaylanma ihtiyacına dayalı bir şekilde cevaplanması ile “benin özgürleşmesini gerektiren “gerçekte ne istiyorum?” sorusunun yarattığı paradoksta ortaya çıkmaktadır. Mutluluk insanın kendini içtenlikle onaylanmış hmesinden doğar. Josė Ortega y Gasset “yansıtılan hayat” ile “yaşanan hayat” birbirine ne kadar yakınsa ve bir noktada birleşiyorsa mutluluğun o kadar mümkün olduğunu söyler. Başka bir ifadeyle, ne olmak istediğimizle ne olduğumuz birleştiğinde mutlu oluruz. Ortega y Gasset’e göre bütün insanlar mutlu olma potansiyeline ve arzusuna sahiptir. Yani her birey, kendi gerçekliğini ve onları neyin mutlu edeceğini tanımlar. Eğer bir kişi gerçekliğe tam anlamıyla ulaşmayı başarırsa, mutlu olur. 

            Günümüzün tüketim toplumu ideolojisinde "sahip olma, elde etme ve kullanma"  ile bunları yapabilmek için "çalışmak ve kazanmak gereği "  arasındaki bağ kopmuştur. Bu ideoloji içinde daha çok harcıyor, daha çok şeye sahip oluyoruz ama daha az hoşnut kalıyoruz. Çok fazla alkol ve sigara tüketiyoruz, çok savurganca para harcıyoruz, çok az gülüyoruz, çok hızlı araba kullanıyor, çok çabuk kızıyoruz, çok geç saatlere kadar oturuyor, çok yorgun kalkıyoruz, çok az okuyor çok fazla TV izliyoruz ve çok ender şükrediyoruz. Mal varlıklarımızı çoğalttık, ama değerlerimizi azalttık. Çok konuşuyoruz, çok az seviyoruz ve çok sık nefret ediyoruz. Oysa yaşam, aldığımız nefes sayısıyla değil, nefesimizi kesen anların sayısıyla ölçülür.

            Etrafımıza baktığımızda insanlar arasında memnuniyetsizliğin hüküm sürdüğünü ve herkesin sürekli bir mutluluk arayışında olduğunu görmekteyiz. Bunun sebebi insanların gerçekte ne istediklerini bilmemesidir. Slavoj Zizek’e göre, memnuniyet ve mutluluk, günümüzde tüketim aracılığıyla sonsuz mutluluk vaat eden kapitalist değerlerin ürünü haline gelmiştir. Zizek, her birimizin bir şeye ulaştığımız takdirde (bir şey satın aldığımızda, sosyal statümüzü yükselttiğimizde, bir şeyi başardığımızda vs…) mutlu olacağımızı düşündüğümüzü, ama gerçekte farkında olmadan asıl ulaşmak istediğimiz şeyin “kendimiz olmak” olduğunu ve bu nedenle, tatminsiz kalmaya mahkum olduğumuzu söyler.  

Yeni bir yıla girerken, çoğunlukla konuşmaktan fazla bir özelliğini kullanmadığımız son model cep telefonlarına sahip olmak, ortalama ¼’ünü kullandığımız ama kullandığımız alandan 10–20 kat büyük evlere sahip olmak, belki bir kez giydikten sonra çok uzun sure dolabımızın bir köşesinde unuttuğumuz günün modasına uygun giysilere sahip olmak, asla kadranın gösterdiği sürate ulaşamayacağımız en süratli arabaya sahip olmak, bize günde 3–5 kez zamanı, başkalarına sürekli zenginliğimizi gösteren kol saatlerine sahip olmak gibi dilekler yerine, her anını sevdiklerimizle birlikte olmanın tadını doya doya çıkaracağımız bir yıl olmasını dileyebiliriz.

Hepinize aşk ve sevgi dolu bir yıl diliyorum.

 

Prof. Dr. Kamuran Elbeyoğlu, Toros Üniveristesi İ.İ.S.B.F. Psikoloji Bölümü

 
Etiketler: YENİ, YILA, GİRERKEN,
Yorumlar
Diğer Yazılar
Ulusal Gazeteler
Bizim Gazete
Alıntı Yazarlar
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Anketler
Yeni Anayasa gerekli mi?
Puan Durumu
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Medipol Başakşehir
38
0
2
5
11
18
2
Galatasaray
32
0
4
5
9
18
3
Yeni Malatyaspor
32
0
4
5
9
18
4
Kasımpaşa
29
0
6
2
9
17
5
Trabzonspor
29
0
5
5
8
18
6
Beşiktaş
29
0
5
5
8
18
7
Atiker Konyaspor
28
0
4
7
7
18
8
Antalyaspor
28
0
6
4
8
18
9
Sivasspor
24
0
6
6
6
18
10
Göztepe
22
0
10
1
7
18
11
Bursaspor
21
0
4
9
4
17
12
Alanyaspor
21
0
9
3
6
18
13
Kayserispor
20
0
8
5
5
18
14
MKE Ankaragücü
20
0
10
2
6
18
15
Akhisarspor
17
0
9
5
4
18
16
BB Erzurumspor
16
0
8
7
3
18
17
Fenerbahçe
16
0
7
7
3
17
18
Çaykur Rizespor
12
0
7
9
1
17
Özlü Sözler
Nimete kavuşanların inkarından sakının.


Hz. Muhammed
Bir Hadis
İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.


Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı