2026 KOBİ’ler için Arınma Yılı Olsun…
Türkiye’de KOBİ’lerin ömrünün kısalığı sıkça konuşulur. Ancak hayatta kalan, ama bir türlü gerçek anlamda büyüyemeyen, sürekli koşuşturma içinde bitap düşen işletmelerin sessiz çığlığı daha az duyulur.

Barış Ekerbiçer
-Bu çığlığın ardında, büyüme adına girilen bir labirent yatar: Sürekli yeni işlere, yeni ürünlere açılmak, her müşteriye “evet” demek... Zamanla bu strateji, işletmeyi bir “dağınıklık kanseri”ne dönüştürür. İşletme sahibi, her gün onlarca farklı yangını söndürmekle meşgulken, asıl yangının bizzat kendi yarattığı bu karmaşık sistem olduğunu fark edemez. 2026, bu labirentten çıkış, odaklanma ve köklere dönüş yılı olmalı.
Bu hastalığın belirtileri nettir: Üretim yapan bir firma, bir bakmışsınız ithalat-distribütörlüğe, belki küçük bir cafe işletmeciliğine bulaşmıştır. Ya da bir hizmet şirketi, asıl uzmanlık alanını bırakıp, her duyduğu “kazançlı iş”in peşinden koşar hale gelmiştir. Operasyonlar bir kezzap gibi sadeleşmek yerine, katman katman karmaşıklaşır. Stoklar çeşitlenir, kalite kontrol zayıflar, şirket hiyerarşisi karmaşıklaşır, müşteri memnuniyeti sözde kalır. Finansal tablolar ise artık net bir resim çizemez; hangi işin gerçekten kâr ettiği, hangisinin kaynak emdiği puslu bir hal alır. İşletme sahibi, “çok meşgul” olmanın verdiği yanıltıcı bir doyumla, aslında verimsizliğin çarkında döndüğünü görmezden gelir.
Bu kaostan çıkışın yolu, bir “stratejik arınma” sürecinden geçer. Gerçek büyüme, daha fazlasını yapmakta değil, daha azını, daha iyi yapmakta yatar. Bu, acımasız bir özeleştiri ve cesur kararlar gerektirir. İlk adım, romantik bağlardan kurtulup işletmeye bir patolog gözüyle bakmaktır: Tüm ürün ve hizmet portföyü masaya yatırılmalı, müşteri ve kârlılık analizi yapılmalıdır. O “şunun için iyi olur” diye tutulan, ama asla beklenen getiriyi sağlamayan ürün hatlarından vazgeçilmelidir. Süreçler, her adımı “bu olmazsa ne olur?” sorusuyla sınanarak sadeleştirilmeli, teknoloji bu sadeliği desteklemek için kullanılmalıdır.
Ardından, bir “niş krallığı” inşası gelir. Pazarda güçlü bir kale inşa etmek, geniş ama zayıf surlar çekmekle değil, dar ve derin bir alanda sağlam temeller atmakla mümkündür. “Herkesin ayakkabısı” olmak yerine, “uzun yola dayanıklı, konforlu sürüş ayakkabısı” olmaya odaklanan bir marka, hem daha az pazarlama maliyetiyle hedef kitlesine ulaşır, hem de daha yüksek bir fiyat esnekliği ve müşteri sadakati kazanır. Bu odak, işletmenin tüm DNA’sına işlemelidir: Üretimde derinleşmek, Ar-Ge’ye yatırım yapmak, müşteri deneyimini efsanevi kılmak... Ve belki de en zoru, bu odak alanına uymayan, kısa vadeli cazibeli iş tekliflerine “hayır” diyebilmektir.
Bu dönüşümün önündeki en büyük engel ise işletme sahibinin zihnindedir. Karmaşıklık, bir kontrol illüzyonu yaratır. Sürekli yangın söndürmek, sahibi “vazgeçilmez” hissettirir. Sadeleşmiş ve odaklanmış bir iş ise sistemleşir, kurumsallaşır ve profesyonellere devredilebilir hale gelir. Bu, bazı sahipler için varoluşsal bir korku tetikleyebilir. Ayrıca sosyal çevrede “çok iş yapıyor” izlenimi, bir prestij kaynağı olarak görülebilir. Oysa gerçek prestij, “bu işte şehrin en iyisi biziz” diyebilmektir.
2026’ya girerken, KOBİ’ler için en değerli strateji, dışarıda yeni fırsatlar aramak değil, içeriye dönüp kendi yapılarını arındırmak olmalıdır. Dağınık bir bahçe, ne kadar sulanırsa sulansın, verimli olamaz. Önce yabani otları temizlemek, sonra seçilen birkaç tohumu derinlemesine ekmek gerekir. Bu yıl, kendi karmaşanızda boğulmak yerine, sade ve güçlü bir modele odaklanma yılı olsun. Unutmayın, en keskin bıçak en ince uçtur. Gücünüzü dağıtmaktan vazgeçin, onu tek ve keskin bir noktada toplayın. Gerçek büyüme, işte o noktadan filizlenecektir.
Barış EKERBİÇER
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
Bağımsız Denetçi