Şirket İçi Denetim: Sağlam Kalmak Sağlam Bir Sistemi Gerektirir
Türkiye’de şirketlerin önemli bir kısmı büyümeyi hedef olarak koyar ama sağlam kalmayı ikinci plana atar.

Barış Ekerbiçer
-Şirketin cirosu artar, şube sayısı çoğalır, çalışan kadrosu genişler; fakat aynı hızda bir kurumsal yapı inşa edilmez. İşte tam bu noktada şirket içi denetim, çoğu zaman ya göz ardı edilir ya da gereksiz bir maliyet olarak görülür. Oysa gerçek şudur: Şirket içi denetim yoksa kurumsallaşma da yoktur.
Kurumsallaşma, şirketin kişilere bağımlı olmaktan çıkmasıdır. Yani işlerin “kim yaptıysa onun bildiği şekilde” değil, herkes için aynı kuralla yürümesidir. Ancak bu kuralların kâğıt üzerinde yazılması yetmez; uygulanıp uygulanmadığının da düzenli olarak kontrol edilmesi gerekir. Şirket içi denetim tam olarak bu noktada devreye girer. Denetim, kural koymak değil; kuralın hayatta karşılığı olup olmadığını görmektir.
Denetimin olmadığı şirketlerde sorunlar sessizce birikir. Stok kayıtları gerçeği yansıtmaz, alacaklar şişer ama tahsil kabiliyeti sorgulanmaz, giderler yanlış sınıflandırılır, vergi riskleri ötelenir. Günün sonunda şirket “kârlı görünüyor” olabilir; fakat bu kârlılık çoğu zaman muhasebe rakamlarında kalır. Nakit akışı bozulduğunda, banka kapısı çalındığında ya da vergi incelemesi geldiğinde gerçek tabloyla yüzleşilir. Bu noktada artık denetim değil, kriz yönetimi yapılır.
Şirket içi denetimin en önemli katkılarından biri, yönetime erken uyarı mekanizması sağlamasıdır. Denetim, hatayı yakalayıp suçlu aramak için değil; hatanın nedenini anlayıp tekrarını önlemek için yapılır. Ancak Türkiye’de denetim kültürü çoğu zaman “kontrol edilme korkusu” üzerinden algılanır. Bu da denetimi savunma refleksiyle karşılanan bir tehdit hâline getirir. Oysa güçlü şirketler denetimden kaçmaz; tam tersine denetimi talep eder.
Kurumsallaşmanın bir diğer temel unsuru da şirket hafızasıdır. Denetimsiz yapılarda bilgi kişilerde toplanır. Bir çalışan ayrıldığında, yalnızca iş gücü değil, bilgi de kaybedilir. Aynı hatalar yeni gelen kişiler tarafından yeniden yapılır. Şirket içi denetim, bu döngüyü kırar. Süreçleri kayıt altına alır, risk noktalarını belirler ve şirketin ortak aklını oluşturur. Böylece şirket, insanlara değil sisteme dayanır.
Finansal açıdan bakıldığında şirket içi denetimin önemi daha da belirginleşir. Özellikle enflasyonist ortamlarda finansal tabloların doğruluğu hayati hâle gelir. Yanlış değerlenmiş stoklar, gerçeği yansıtmayan mali tablolar, ertelenmiş vergi riskleri ve kontrolsüz gider yapıları, şirketi kâğıt üzerinde güçlü ama fiilen kırılgan hâle getirir. Denetim yapılmadığında bu kırılganlık fark edilmez; ta ki maliyeti ağır bir şekilde ortaya çıkana kadar.
Bir başka önemli nokta da şudur: Şirket içi denetim sadece finansal konularla sınırlı değildir. Operasyonel süreçler, yetki-devir yapıları, iç kontrol mekanizmaları ve karar alma süreçleri de denetimin kapsamındadır. Kim hangi kararı alıyor, hangi yetki sınırı nerede başlıyor, hangi risk kim tarafından izleniyor? Bu soruların cevabı net değilse, şirket büyüdükçe kontrol kaybolur.
Türkiye’de birçok şirket, iç denetimi “bağımsız denetimle zaten denetleniyoruz” diyerek gereksiz görür. Bu ciddi bir yanılgıdır. Bağımsız denetim, geçmişe bakar ve belirli bir çerçevede görüş bildirir. Şirket içi denetim ise sürekli ve canlıdır; şirketin nabzını tutar. Biri olmadan diğeri eksik kalır.
Sonuç olarak kurumsallaşma, bir hedef değil; sürekli korunması gereken bir disiplindir. Şirket içi denetim de bu disiplinin temel taşıdır. Denetimi olmayan bir şirket büyüyebilir, hatta kısa vadede parlak sonuçlar da elde edebilir. Ancak denetlenmeyen yapı, er ya da geç kendi ağırlığı altında zorlanır. Kalıcı olmak isteyen şirketler için soru şudur: Sadece büyümek mi istiyoruz, yoksa sağlam kalmak mı?