G-XTDENW5LW2
24 Ekim 2026 - Cumartesi

AİLE MANİFESTOMUZ

Hint felsefesi diyor ya; birkaç ağaç parçası okyanusta karşılaştı; kısa bir süre birlikte yüzdüler; daha sonra her biri kendi yoluna gitti…

Yazar - Abdulkadir Kaçar
Okuma Süresi: 10 dk.
Abdulkadir Kaçar

Abdulkadir Kaçar

-
Google News

…

Burada anlatılan aslında sosyal bir varlık olan insanın yaşam sahnesindeki ailesiyle karşılaşması, buluşması, yaşaması sevdikleriyle birlikte olmasıdır; o ağaç parçaları aslında senin baban, annen, ablan, ağabeyin, kardeşin vs…

…

Bu felsefeden yola çıkarak o ağaç parçalarıyla sembolize edilen; ailenin oluşması, birlikte zaman geçirip güzel şeyler yapması, daha sonra da her bireyin kendi yoluna gitmesidir…

…

Altı kişiden oluşan aile bireylerimi anlatacağım: bu da bizim aile manifestomuz olacak…

…

Anneciğim Atiye 1914 doğumlu ve Misis’li Hacıveli efendinin iki kızından biriydi… Oldukça zengin bir gençlik dönemi yaşamıştı…

O yıllarda yeni keşfedilip dünyaya yavaşça yayılmaya başlayan gramofon Misiste sadece dedemin evinde varmış, anneciğimin de her gün dinlediği yaklaşık 500 taş plakları bulunuyormuş…

Canım anneciğim onları dinleyerek büyüdüğü için çağının tüm sanatçılarının şarkıların, türkülerini o yıllardan itibaren ezberlemişti, çok güzel sesi vardı bazen kendi kendine mırıldanırdı, ama sadece kendi duyacağı şekilde söylerdi…

O yıllarda Misisteki yaşıtı kızlarla haftada bir gün çamaşırlarını yıkayıp trenle eski istasyona yani Adana ya gelip, ırmak hamamında yıkanıp, geri dönerlermiş…

O yıllara ve toplum yaşamına göre oldukça lüks bir hayat denilebilir…

Anneciğim her konuda kendini yetiştirmiş tam bir Osmanlı hanımefendisiydi,

Çok akıllı, çok bilge, matematiksel doğruları olan muhteşem bir hafızaya sahipti… Her aşında, işinde, en küçük bir görevini bile kusursuzca, fazlasıyla yerine getiren, temiz, titiz, pırıltılı bir insandı…

Türkçesi şahane, diksiyonu muhteşemdi… Öyle ki konuşmaya başladığında karşısındaki kim olursa olsun mutlaka susar ve saygıyla/dikkatle dinlerdi,

Ailemiz de ve çevremizde anneciğimin sözünün üstüne kimse söz söyleyemezdi, onun ulaştığı doğruları asla tartışılmazdı, insanlar arasında adaletsizlik, dedikodu, olumsuz düşünceler, karamsarlıklar yaymak isteyenleri engeller, kavga edenleri bulup barıştırırdı, korumacı bir anaç kadındı… Kimsenin kılına zarar gelmesini istemediği için çok maharetli bir kadındı…

Çağına kadar gelen TÜRK MUTFAĞIN daki tüm yemekleri, onları en güzel şekilde hazırlardı…  Yemeklerini tadanlar ondan formül alıp aynısını yapardı… Bu gün bile yeğenlerimin, akrabalarımın yaptığı yemekler anneciğimin formülüne göre hazırlanır… Herkes onun her sözüne, hareketine hayrandı… Başka bir ifadeyle pişirdiği yenir, diktiği giyilirdi,

Hayat felsefesi çok basit, çok kolay ve herkes tarafından ağzından çıkarken rahatlıkla anlaşılırdı; yöntemi şuydu; herhangi bir olayla karşılaştığında, atasözleriyle durumunu, düşüncelerini tanımlar, çözüm yollarını bulup anlatırdı…

Hem kendi, hem de bizim aile hayatımızı sıfır hata, yüzde yüz başarılı biçimde yönetmeyi başardı; bu gün bile özürlü bir insan gördüğümde anneciğimin evinden ayrılmadan, bizim sağlıklı bir bedenle yetişmemiz için yaptığı fedakârlığı hürmet ve saygıyla anarım… O Anadolu’ nun bilge kadını bizi iyi birer evlat, vatanını seven, kimsenin aşına işine karışmayan, akıllı insanlar olarak yetiştirdi…

Verdiği öğütler ve o yıllarda kullandığı her türlü atasözleri halen hayatımızı şekillendirmeye devam ediyor…

Canım annem hayat isimli bu serüvenindeki yolculuğunu 1994’ yılında tam 80 yaşında tamamladı, aramızdan ayrılıp kendi yoluna gitti, mekânı cennet olsun…

…

Canım babacığım Yunus ise 1902 doğumluydu… Vefa dedem Kırım’ dan gelen, Ceyhan ın Yellibel köyünde ilk damı yaparak yerleşen TATAR beyefendisiydi… Babacığımın işi gücü o yıllarda tarla açmak, ürün yetiştirip, geçimini sağlamaktı… Doğduğu andan itibaren toprakla başlayan savaşı ölünceye kadar devam etti… Bize köyümüzde 230 dönüm muhteşem tarla, bağ, bahçe, ev yapıp varlığımızı sürdürmemizi sağladı…

Babacığım iki büyük ağabeyi Çanakkale savaşına katılmışlar, Yakup amcam şehit olmuştu… Diğer İsmail amcam gazi olarak köyümüze dönmüştü… Kendisine teklif edilen istiklal madalyası ve gazilik maaşını ret ”BEN NAMUSUMU KURTARDIM MAAŞ VE MADALYAYA İHTİYACIM YOK” diye ret etmişti… 1957 yılında kendi yoluna gitti,

Canım babacığım Anadolu beyefendisiydi… Daima güzel düşünen, güzel bakan, güzel gören, hoş sözlü, inanılmaz bilgece gülümseyen bir yüzü, olabildiğine hoşgörülü muhteşem bir insandı…

Mevlana’ yı adını da ondan aldığı Yunus Emre’nin tüm şiirlerini ezbere okurdu; kendisi de doğaçlama olarak muhteşem şiirler söylerdi… İnanılmaz espriler yapardı… Beni her gece kucağına alıp “TATARCA HİKAYELER” anlatarak uyuturdu,

İnanılmaz ölçüde saf dürüst, son derece inançlı “YAŞAYAN EVLİYA” denilen bir insan, Tatar beyefendisiydi… Canım babacığımın işi gücü ibadetti, köyümüze atanarak gelen imamların bile okuduğu ayetlerdeki eksiğini bulup yanlışlarını düzeltip doğrusunu öğretip söyletirdi… 1978 yılında trafik kazasında o da kendi yoluna çekip gitti…

…

Ailemizin en büyüğü olan Bedia ablam yaşayan kadın Nasrettin hoca, Adile Naşit ’ti… Cenaze törenlerine gelip hüngür hüngür ağlayanları bile güldürecek espriler bulup yapardı, ortamın havasını hemen değiştirirdi…

Canım babacığımın para kasasıydı, ailenin paralarını o saklar, babacığım istediğinde yeteri kadar olana sandıktaki gizlediği yerden bulup getirip ona verirdi…

Diğer ablam, abim ve benim sağlıklı, mutlu başarılı yetişmemiz için annem kadar bize büyük emekler verdi, köyden kente geldiğimizde çevreden öğrendiklerini kusursuzca anlatıp, uygulayıp bize öğretti…

Çok güzel evlilik yaptı, 40 yıl süren bu serüvende maalesef çocukları olmadı, ama eşini mal mülk sahibi yaptı, genç denebilecek yaşta doğal yollardan hayatını yitirip kendi yoluna gitti…

…

Meryem ablam, ailenin değil, tüm sülalemizin en gelişmiş, en rafine beynine, en büyük zekâsına sahipti… Köyümüze gelen ilkokul öğretmeni ablamdaki bu zekayı ve öğrenmedeki başarısını keşfetmişti; bir gün annemi ziyaret ederek, “ATİYE HANIM MERYEM ÇOK ZEKİ BİR ÇOCUK LÜTFEN OKUMASINI SAĞLAYIN” demişti…

Canım annem bu konuda ablamın tahsil yapmasını sağlamıştı… Meryem ablam inşaat mühendisi olmuştu… O yıllarda bizim köyümüzde kızların okuması yasaktı, anneciğimin kent kültürüyle yetişen birisi olması, Meryem ablamı okutması sayesinde köyümüzdeki kızların önü açılmıştı… Artık onlar da okullara gidip çeşitli meslek sahibi olmuşlardı… Varlığımızı sürdürdüğümüz Ceyhan’ ın Yellibel köyünden bizi Adana’ ya kente taşıyan kahramanımızdır… Bin erkekten daha akıllı, daha derin bakışa sahip, her türlü sorunu sıfır hata, yüzde yüz başarıyla çözüp yolumuza devam etmemizi sağlayan bilge bir insandır…

Evlendi iki oğlu bir kızı oldu, şu anda hayatına Adana dışında devam ediyor…

…

Tahsin ağabeyim, hem sülalemizin en yakışıklısı, hem de babacığımın ta ilkokuldan beri komşu köylerden getirip kitap okutturduğu akıllı bir insandı… Bu nedenle hem sözcük hafızası muhteşemdi, hem diksiyonu harikaydı… Karşısına kim çıkarsa çıksın birkaç dakika içinde ikna edebilme gibi üstün bir yeteneğe sahipti…

Babacığım gibi çok inançlıydı, Adana, Ceyhan Yumurtalık ta yıllarca müteahhitlik yaptı, binlerce apartman dairesi yapıp sattı…

Güzel bir evlilik yaptı, ilk oğlu balkondan düşerek hayatını kaybetti, ikinci oğlu da bir elmanın yarısı gibi öncekinin aynısı oldu… Sonra bir de kızı oldu; mutlu bir aile hayatı yaşadı… O da 2018 yılında hayat isimli serüvenden ayrılarak kendi yoluna devam etti…

…

Ben mi? Ailenin en torpilli, en çok sevilen, en çok özen gösterilen küçüğüyüm… 

Ortaokulda itibaren sanata yöneldim, Atatürk Parkındaki Halkevinde Ali Koçak tan gitar dersleri aldım… Adana Erkek Lisesi orkestrasını kurdum… Yıllarca düğün salonlarında müzisyenlik yaptım…

Akustik gitarımla 72 adet sözü ve müziği kendime ait pop müzik dalında besteler oluşturdum…

Sonra fotoğraf sanatı alanında kendimi geliştirdim, AFAD(Adana Fotoğraf Amatörleri Derneği) ın kurulmasına giden mücadeleler yaptım, derneğin bir numaralı üyesi oldum…

50 yıldan beri medya mensubu olarak 34 kitap yazıp yayınlayıp dünya insanlık ailesine armağan ettim…

Adana da yazılı basından görsel medya olan TELEVİZYON DÜNYASINA ilk adım atandım… Art Televizyonunda 5 yıl haber müdürlüğü ve yayın yönetmenliği yaptım…

Adana nın ilk özel televizyonunda Necmettin Erbakan,  Murat Karayalçın, Alpaslan Türkeş başta olmak üzere Adana ya gelen tüm siyasi liderlerle canlı yayınlar yaptım…

Televizyon olmadan önce Adana ya gelen tüm yazar, çizer, akıllı insanlarla binlerce saatlik söyleşi yaptım… Uğur Mumcu Meydanında miting yapan tüm liderlerin ses kayıtlarını gerçekleştirdim…

Medya mensubu olarak biriktirdiğim binlerce saatlik ses, binlerce saatlik video kayıtları, binlerce haber fotoğrafından oluşturduğum arşivimi 2016 yılında Adana Alpaslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesine bağışladım… Hayat isimli bu okyanusta hala kulaç atmaya devam ediyorum…

…

Sonuç mu? Anneciğim, babacığım, Bedia ablam, Tahsin abim bizden ayrılıp kendi yollarına gitti; Meryem ablam ve ben hala hayat isimli okyanusta yüzmeye, kulaç atmaya devam ediyoruz…

ABDULKADİR KAÇAR ADANA 2026

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları
G-XTDENW5LW2